<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377</id><updated>2012-02-16T18:42:40.087-08:00</updated><title type='text'>Edebiyat  Tekin SonMez</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-7138290024754195056</id><published>2011-03-15T06:34:00.000-07:00</published><updated>2011-03-15T07:27:23.139-07:00</updated><title type='text'>Ayla ve onun doğum günü ile ilgili bir mektup... Bir edebiyat örneği olduğu için yayınlıyorum.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SlRnadZAFGI/AAAAAAAAAPI/tp-cMsOklqc/s1600-h/CIMG0269-600+dpi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SlRnadZAFGI/AAAAAAAAAPI/tp-cMsOklqc/s320/CIMG0269-600+dpi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356019561114113122" /&gt;&lt;/a&gt;Masalcık görüntülü bir  mektup geldi. Bir de fotoğraf geldi. Bu ikiliyi mektup ve görsellik örnekleri olarak yayınlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektup kısaca şöyle başlıyor! Evet! Bu doğum günü mektubunu, ilişikteki fotoğrafı da unutmadan birlikte izleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sayın Editör, tekinsonmez.blog Sayın Yönetmeni,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bellek dağarımda; mektup yazmak kendinden dışarı çıkmaktır, tümcesi titrek bir mum ışığı altında silinip beliriyor, sözcükler beni aralarına almış oynak gölgeli titreşimlerle uçuşuyordu; ben miydim, onlar mıydı uçuşup duran, diye düşünüyordum o sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sanrı! Şöyle ki eski sözcükle hezeyanlarla mektup yazdığım bir gündü, kendimden dışarı çıkmış ve bir daha geriye dönememiştim. Aradan geçen günler e-post kutusunu bile fark etmemiştim. Mektupla dışa açılma eylemindeki sözcükler kandırmacalarla savrulduğu anda bir fotoğrafın da benimle uçuştuğunu gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bu, sanal bir sonsuzlukta, sanrılar içinde hem nesnel sonlu bir sıkışıklıkta yani, kırılan ışıkların yanılsamalı yansıyışında kendimi de gördüğüm andı. Yaşam bir yanılsamalar dünyası bir yansılama serüveni olabilir miydi, yansıyan kimdir diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Böyle bir boşlukta; ‘göndericiyi tanımıyorum.. Stockholm’de unutulmuş bir evden geldi,’ diyerek bana bırakılan mektup ve birlikte sunulan görselliklerle bir de isim vardı. Ayla! Evet! Ayla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Başka yaşamlarla da ilintili olduğu halde, ve nedense tümüyle silinip yiten bir hayattan geriye kaldığı söylenen o cıvıl cıvıl nesnelerden; ‘ceviz kabuğu, mini kurbağa, heykelcik alçı, sütbeyaz cama çizilmiş gözler..’ işte böyle yanılsamalı nesneler dünyasından yola çıkarak bir anda elleriyle bana dokunan bu fotoğraf oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! İşte bu nesneler dünyasına çağrılar yapan; ‘Söz konusu edilen Ayla,’ diye bir de not vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İşte Ayla böyle bir günde geldi; ‘Mektup yazmak kendinden dışarı çıkmaktır,’ tümcesini iterek, titrek bir mum ışığı altında silinip beliren tüm e- post iletilerini geriye iterek evet; evet ileriye, öne çıkan bir fotoğrafla bir düş esini gibi Ayla adında bir görsellik savrulup ekrana düştü. Bu bir düştü! Tuhaf değil mi! ‘Titrek bir mum ışığı altında yüzüme doğru savrulup düşen bir düş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ben bu düşü tuttum, tuttum değil de uçuşan bu düşe tutundum. Köklerinden uzak bir ülkede yaşamak gibi mektup yazarken insan kendisinden uzaklaşır sözünü, o an unuttum. Bu kez böyle oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Uzaktan, çok çok uzaktan; ‘yarın daha güzel olacak’ sesiyle ve Ayla görüntüsüyle bu kez koşan bir başka cıvıltı, ‘yapboz’ oyununun boş yerlerini doldurduğu sırada, dalgalı ekranda gözlerime yansıyan Ayla’ya bakıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Siz de şaşmadınız mı buna, ben çok şaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘İlkin evet, Ayla’nın fotoğrafı; oynak gölgeli titreşimlerle sözcüklerin uçuştuğu andı. Onların arasına karışarak uçuşan ve doğum günü armağanı olarak bana ulaşan Ayla’nın fotoğrafı bu. Onu tanıyorum! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güya benim doğum günümmüş! Ben, Ayla’nın doğum günü diye bakıyorum bu fotoğrafa oysa. Bu da çok tuhaf!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şaşkınlıkla Ayla’ya bakarken; nasılsa o boşluklardaki kimi sözcüklerin oynak/gölgeli titreşimlerle uçuştuğu sanal dünayada kendimi ararken, Ayla’nın benimle uçuştuğunu ve bana bu yeni dünyada bir yer ayırdığını sezinliyorum; şöyle ki minicik ses tınılarıyla bir aynadan bana yansıyışını, farklı bir mercekten, farklı bir serüven açısından hem kendimi, hem “yapboz” oyunu gibi yaşamı ve Ayla’yı izliyor ve yaşama teşekkür ediyorum. Hoş geldin Ayla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mektubun ve fotoğrafın yayınlaması durumunda size kamu önünde açıkça teşekkür ediyorum Sayın Editör.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Saqto8rK3DI/AAAAAAAAAIU/0SAuurPsQG4/s1600-h/893-600+dpi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 292px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Saqto8rK3DI/AAAAAAAAAIU/0SAuurPsQG4/s320/893-600+dpi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308246029803117618" /&gt;&lt;/a&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 15 Mart 2011, Stockholm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-7138290024754195056?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/7138290024754195056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/7138290024754195056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2011/03/stockholmden-masalck-goruntuleriyle.html' title='Ayla ve onun doğum günü ile ilgili bir mektup... Bir edebiyat örneği olduğu için yayınlıyorum.'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SlRnadZAFGI/AAAAAAAAAPI/tp-cMsOklqc/s72-c/CIMG0269-600+dpi.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-8767879164592118904</id><published>2011-02-26T04:20:00.000-08:00</published><updated>2011-02-27T06:00:26.072-08:00</updated><title type='text'>Gılgamış da beş bin yıl önce bunun peşinden koştu.  Immortality and art! Ölümsüzlük ve sanat!  Why art is immortal? Sanat neden ölümsüz?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-mc9GvTAGqX0/TWjxvke_KNI/AAAAAAAAFiY/7AHYLrzW21g/s1600/T%2BSonmez%2BHindistanda.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mc9GvTAGqX0/TWjxvke_KNI/AAAAAAAAFiY/7AHYLrzW21g/s320/T%2BSonmez%2BHindistanda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5577973938048149714" /&gt;&lt;/a&gt;Ölümsüzlük! Sanat ve ölümsüzlük... Sanat neden ölümsüzdür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlık ölümsüzlük peşinde düş görüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan olacak, ölümsüz sözü çıkar karşımıza kimi olaylar ya da kimilerinin dünyasal varlıkları için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu çok su götürür evet, fakat ölümsüz olan nedir? Birlikte düşünelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset, sanat, kişileri olduğu gibi, inanç ve din açısından kimi durumları, olguları toplumlara onaylatan ve toplumları yönlendiren kişiler de ölümsüzlük zırhı ile donatılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekse İsa/Jesus ve Buddha bunlardandır. İnanç ve din açısından ölümsüzlük konusu her yerde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tartışılmaz bir olgudur bu. Kaldı ki inanç tartışma konusu oluyorsa, orada yaşam alanları da tartışılıyor demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster Jesus, ister Buddha.. bu mavi gezegenin sonuna dek bazı insanlar için ölümsüzlükleriyle insanlığın bellek dağarında yaşayacaklar. Belki, insanlık başka gezegenlere de taşıyacak, götürecektir onların ölümsüzlüklerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, ölümsüz sözü sanat cephesinde çok az kişi için kullanılır. Ergiyen süre, akıp geçen yüzyıllar bir dönem ışıltı saçan kimi sanat okulları da müzelik konuma ulaşır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat okulları bir yanlarıyla, 'talep arz' yasalarına göre şekillenir ve sürer ve moda dalgalarına göre ilerler ya da bir süre için sahneden iner ve belki geçici olarak bellek siler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu okullar yenilik adı ile yerlerini başka akımlara bırakırlar.&lt;br /&gt;Genel açıdan sanat, akarsu yatakları gibi, böyle bir diyalektik gerçeklik yatağında, akar gider. Su kaynakları kuruyunca, su tükenince ırmak adı alan olgu da yok olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat da böyledir! Işıltılı sanat okullarının en önde gelenleri de tek tek tozlu müze depolarında yer bulur gün gelince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat sönmeyen ışıltılarıyla kimi sanat eserleri dünya durdukça yaşayacak. Onlara ölümsüz demek nasıl olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca siyaset adamlarının sanatla barışık olmayışları da bu açıdan düşünülebilir mi? Sanatın ölümsüzlük sırrı, gizi nedeniyle mi, siyasetçi bunun için mi sanatçıya karşı durur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat nedir ve sanatın ölümsüzlüğü olur mu diye tartışılır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümsüzlük tanrılara özgüdür, diyenler de vardır. Ne eksik ne fazla, orta bir yol; sanatın ölümsüzlüğü mavi gezegenin ve insanoğlunun ölümsüzlük sınırları kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 26 Şubat 2011, Stockholm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf; kendi objektifinden Tekin SonMez, Benaras adlı romanı yazarken, 1995 Hindistan, Tamil Nadu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-8767879164592118904?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/8767879164592118904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/8767879164592118904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2011/02/art-why-art-is-immortal.html' title='Gılgamış da beş bin yıl önce bunun peşinden koştu.  Immortality and art! Ölümsüzlük ve sanat!  Why art is immortal? Sanat neden ölümsüz?'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-mc9GvTAGqX0/TWjxvke_KNI/AAAAAAAAFiY/7AHYLrzW21g/s72-c/T%2BSonmez%2BHindistanda.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-5378394329625822992</id><published>2011-01-19T08:20:00.001-08:00</published><updated>2011-01-19T09:23:54.381-08:00</updated><title type='text'>Ankara romanı... Erken yükselen bir yüksek atlama kulvarı ve ön taraf açık koşun, koşun..; Dokuzuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTcSSj9TQRI/AAAAAAAAFRo/hwe7wKyDOis/s1600/Copy%2Bof%2BAile%2Bson.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 238px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTcSSj9TQRI/AAAAAAAAFRo/hwe7wKyDOis/s320/Copy%2Bof%2BAile%2Bson.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563935974738837778" /&gt;&lt;/a&gt;Ankara romanı nasıl yazılır? Herhangi bir Ankara romanı  evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksen yıla sığdırılmış bir insan ömründen nasıl söz edebiliriz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle yalın bir soru var! Bu kişi kimdir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yalın bir soru yanıt geldi! Bir köy çocuğu, diye bir yanıt işitildi. Fakat hızlı bir temel eğitimle erken yükselen bir yüksek atlama kulvarı da var, diye öteden bir ek yanıt verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“..erken yükselen bir yüksek atlama kulvarı..” Bu demek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıımmm! Demek öyle! Konuyu merak ediyorum. Çok ilginç! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki hem yüksek atlayan bir insan ve erken yükselen bir koşu mesafesi, demek istediniz sanırım. Çok ilginç! Nasıl olacak merak ediyorum doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle açılalım, kırlara çıkalım! Siz atletizm yaptınız mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da nesi? Atletizm, yapmadım! Fakat izlemeyi severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki tamam! Bir dekatlon koşusu var! Çıkışta koşu parkuru dikleşiyor kısa bir mesafe, fakat yokuş biraz ve hemen arkasında bir atlama çıtası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir atlama? Üç adım atlama mı, tek adım atlama mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır! Hayır! Yüksek atlama... tam bu işte. Şimdi birlikte başa dönüyoruz. Kısa bir çıkış pisti fakat yokuşa doğru koşuyor ve çok geçmeden yüksek atlama yerine varıp atlıyor, başarıyorsanız gidiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başaramazsanız ne olacak? Orada mı kalacaksınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka şansınız yok! Sıfır hata ile bu şans verilmiş. Köy çocuğu olarak orada kalacaksınız! Gitmeniz için işte şu; “..erken yükselen bir yüksek atlama kulvarı..”nı düşmeden geçeceksiniz. Geçtiniz mi, ön taraf açık koşun, koşun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşme, takılma, herhangi bir yöne bakma falan yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! Tek şans sıfır marj hata ile en iyi koşu bu olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi demek! Bundan sonrası daha kolay mı demek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki! İlk elemede sıkı gözenekler kondurulmuş özellikle. Bir şey daha! Hızlı olmak! Tamam, düşmek yok fakat hızlı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçe bir benzetme verebilir misiniz? Zor bir koşu bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle, 'iğnenin deliğinden geçmek' bu bir. İki; gözden kaybolmak! İğnenin deliğinden geçtiniz, gözden hemen kaybolacaksınız! Sizi bulamayacakları bir yer... böyle olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok zorlu bir yarış! Fakat 'gözden kaybolmak,' bu neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokluk tam tersi olacağı sanılır! Fakat başardınız mı, iş yeni başlamış demektir! Bundan sonraki parkurda sizi düşürmek isteyenlerle koşacaksınız çünkü... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu neden? Düşürmek isteyenlerle koşmak, bu neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir; koştuğunuz halde, koşmamış gibi geri döndürebilirler. İki, ötekilerinden daha öteye gitmeniz de istenmez ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişi.. kişiyi ve konuyu biraz renklendirir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın! Bir fotoğraf var en üstte, bunu birlikte okuyalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 19 Ocak 2011, Stockholm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-5378394329625822992?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/5378394329625822992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/5378394329625822992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2011/01/seksen-yla-sgdrlms-bir-insann-yasamndan.html' title='Ankara romanı... Erken yükselen bir yüksek atlama kulvarı ve ön taraf açık koşun, koşun..; Dokuzuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTcSSj9TQRI/AAAAAAAAFRo/hwe7wKyDOis/s72-c/Copy%2Bof%2BAile%2Bson.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-6535314372245940542</id><published>2010-04-09T23:36:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T00:41:06.013-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları, öykü. İnsanlar değiştikçe, kitaplar değişir  kitaplar değiştikçe insanlar; Sekizinci   yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;'Ne zaman yapıldığı tarihlenmemiş bir evde yaşıyorum. İç kısmındaki duvarlarda saklı elyazması kitapların konulması için özel bölmeleri var bu evin. Bu kitapların boylarına göre düzenli görünmeleri hoşuma gidiyor. Her sabah uyanır uyanmaz ilk işim, kitapların hangisi bu gece yine yer değiştirdi diye oraya koşuyorum.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyküde elyazmaları ile yaşayan sahaf bir anne/baba ardılı bir oğul var. Yaşayan, diyorum. Çünkü kurgu böyle. Bu öykünün ilk fragmanları Kültür Senatosu’nun konuğu olarak Berlin’de (1991) yaşamaya başladığım günlere rastlar. Bir yazarın yaşamına bağımlı yazma konusu burada yine öne çıkıyor. Bir örnek vereyim. Hindistan (1990) Guatemala/ Meksika (1991) gezginliğim ardılı Berlin'e geldim. Hindistan'da ilk yazımını yaptığım 'BenAras' romanıma niyetim vardı. Yazma başladı fakat, bunun yerine Söylence Berlin adlı romanım öne geçti ve iki ayda ilk yazımını tamamladım. Fakat bir şey oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kars Platosu, Elyazmaları'nın bulunduğu öykü fragmanları o günlerde içsel monologlar olarak kağıtlara aktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/ konu gereği Sahaflar - Kitapçılar adlı blogda yayınlanan, öteki bölümleri orada sürecek olan bu öyküden kısa parçayı burada daha sonra açılacak iki nedenle birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 9 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8AhPdPh2sI/AAAAAAAACxc/7bU2DO1SYuk/s1600/CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8AhPdPh2sI/AAAAAAAACxc/7bU2DO1SYuk/s400/CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458399297804556994" /&gt;&lt;/a&gt;'Kars’da ne zaman yapıldığı tarihlenmemiş bir evde yaşıyorum. İç kısmındaki duvarlarda saklı elyazması kitapların konulması için özel bölmeleri var bu evin. Bu kitapların boylarına göre düzenli görünmeleri hoşuma gidiyor. Her sabah uyanır uyanmaz ilk işim, kitapların hangisi bu gece yine yer değiştirdi diye oraya koşuyorum. Benim uyuduğum bölme ile kitapların bulunduğu yer arasında fazla bir mesafe yok. Hani gece bir çıtırtı olsa uyanacak kadar hafif bir uykum var. Bu nedenle kitaplardan çıkan çıtırtılar bile kulaklarımda zil sesleri gibi yankır. Ben böyle eğitildim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Çocukluğum bu evde geçti. Doğduğum zaman, kitaplarımızın sayısı daha da çokmuş. Son zamanlarda kitapların sayısında bir azalma başladı gibi hissediyorum nedense. Kitaplar bu durumu bana belli etmemek için aralarında şifreli bir işaret kararlaştırmışlar sanki. Uzaktan baktığım zaman, aralarında seyrek boşluklar görüyorum. Yine hangisi gitti, kuşkusu ağır basıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bunun üzerine o tarafa yöneliyorum. Sessizce, eski tahtalarda gıcırtı çıkmasın diye adım atışlarıma kulak kesilmem yetmiyor. “Bunlar yaşayan son kitaplar,” dediydi bir gün annem. O sırada tabakları yıkamaktaydı. “Bu yüzden de bu kitapların kulakları deliktir,” dediydi bunun üzerine babam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Birbirlerinin yüzlerine bakarak gülümsemişti her ikisi de. Ben mutfakla kitaplar arasındaki uzun mu uzun koridorda koşuyordum. Her şey şaka gibiydi. Bu sözleri sonradan, çok sonradan aklım yerine oturduktan sonra düşündüm. Bu olaydan birkaç gün sonra şöyle bir konuşma daha geçti: “İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir...” Bunu söyleyen yine annemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitaplar değiştikçe insanlar...” diye tamamlayan yine babam olmuştu. Ardından yine bakışa bakışa gülüşmüştüler sessizce. Beni küçük yaşta felsefenin tozlu yollarına atmak istememiş olmalılar ki böyle oyunsu bir tarzla bana bir şeyler fısıldamak istediler. Bunu çok sonraları anladığımı itiraf ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Galiba ilk dersi böylece hazırlıksız o gün aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Henüz okul önlüğü giyecek yaşta değildim. Hazırlıksızca aldığım ilk dersten sonra bir gün yine annem, ‘Kitapların tanımadığı insanlar akın akın geliyor’ diye pazar yerinde işittiğini söyledi ve: “İnsanlar çok çok değiştikçe, kitaplar kaybolmaya başlar,” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Aradan şunca yıl geçti. Unutmuyorum! Kitapların iz bırakmadan raflardan yitip gitmeleri konusunda kuşkularım pekişti. Kitaplık raflarındaki gizemli boşluklar sinirlerimi de bozuyor artık. Herhangi bir sakarlık olmasa bile, kitapların duyarlı olmaları, benim bütün planımı değiştiriyor. Rafların arasında uzaktan gördüğüm boşluk, tüylerimi diken diken ediyor her seferinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Sanki ‘bir cellat, bir kelle daha düşürdü kanlı tekneye,’ diye us geçirip ürpermem yetmiyor. Sessizce dönüyor, dönüşümü bile belli etmeden o yöne birkaç adım atıyorum. Uzaktan görülen boşluklar, hangi yöne aktığı belli olmayan durgun denizin ılgın yelle kıpırdayışı. kitaplarda derin dalgalı hareket seziliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Uzaktan ayırdına vardığım boşluk kayboluyor, ben ortaya çıkar çıkmaz. Hiçbir şey olmamış gibi kitaplar ilk koyuldukları gibi, her zaman sımsıkı raflarda düzenli duruşlarıyla gözlerime yansıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ya gözlerimde ya da zihnimde bir yanılsama var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Onların sessizce ve bana haber vermeden yitişleri, bir şeyin sona doğru koşusunu hatırlatıyor bana. Ne yapsam durmayacaklar. İçimde uzunca bir süredir, derin bir yara ağzı gibi bana acı veren bir korku var. Kitapların beni terkedecekleri bir güne doğru, ilerlediğimi hissediyorum. Kitaplarla kapışmaktan hoşlananların gide gide çoğaldığını gösteren istatistikler de fazladan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Yeni doğan her on kişiden yedisi hayatı boyunca eline bir kitap bile almamış son on yıl içinde. Önümüzdeki yüzyıl sonunda, bu sayı bire düşecekmiş, haberlerde tartışma gündemi oluşturan konu da bu. Durum böyle olunca, kitapların sessizce yok olmalarını da doğal karşılamam gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Fakat ben böyle bir dönem için yetiştirilmedim. Kitaplarla yükselen bir dönemin çocuğuyum ben.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-6535314372245940542?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/6535314372245940542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/6535314372245940542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-oyku-insanlar-degistikce.html' title='Elyazmaları, öykü. İnsanlar değiştikçe, kitaplar değişir  kitaplar değiştikçe insanlar; Sekizinci   yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s72-c/Copy+of+CIMG0457.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-2396055424977137590</id><published>2010-01-27T10:48:00.000-08:00</published><updated>2010-04-09T23:33:26.631-07:00</updated><title type='text'>Yazınsal metinler/edebiyat sessizlik ister, diye başlayan blog  yedi ayını doldurdu; Yedinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CP4Fe6W1I/AAAAAAAACUo/bTi-zLj_n2w/s1600-h/Copy+of+CIMG0061.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CP4Fe6W1I/AAAAAAAACUo/bTi-zLj_n2w/s320/Copy+of+CIMG0061.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431499344316095314" /&gt;&lt;/a&gt;Bu blog sunduğu örneklerle sadece edebiyat kıyısında gezinen bireylere değil; edebiyat sever, roman, deneme sever okurlara da yöneldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;BenAras romanından bölümler yayımladık. Yazar, yaşam, yapıt üçgeni bağlamında arkaplan görselliklerini romandan bölümlerle birlikte iç içe sunduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik ve edebiyat konulu bir deneme yazısı ile, doğa fotoğrafları var bugün. Neden doğa fotoğrafları? Çünkü doğa da sessizlik ister! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses kirliliği çökertir doğayı; ağacı kurutur, çiçek solar ve kuşlar ses kirliliği içinde çıldırır ötmek isterken, kendi sesini duymaz da.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CQ_BTNvjI/AAAAAAAACUw/ej641pzKcqk/s1600-h/10.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CQ_BTNvjI/AAAAAAAACUw/ej641pzKcqk/s200/10.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431500562964004402" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik mistisizmdir hem de. İlk başlarda bu böyleydi. Evet!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik yoğunlaşmasıyla düşün/felsefe/din okulları da evet, sessizlikle çiçeklendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın,tapınakların girişlerinle başlayan evrensel harmoni/uyum bir sessizlik törenidir aslında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşün/din/felsefe yollarına davet, sessizlikle başlar ki; orada yazınsal metinler vardır.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CRg5l_pHI/AAAAAAAACU4/q4_TMZ8edVY/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CRg5l_pHI/AAAAAAAACU4/q4_TMZ8edVY/s200/5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431501145010840690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik, ilk başta doğa uyumu ile gelir. Doğada uyumsuzluk gökgürültüleri, çakan şimşekler, bulutlarla gelen yağmur, deli dolu esen yel, tayfunlar, depremler tümü de uyumsuzluk engelini aşmak isteyen doğanın elleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra derin bir uyumla sonsuzluğu çağrıştıran sessizlik başlar. Çünkü sessizlik uyumdur. Düşünsel felsefel lirik uyumdur. Doğadaki uyumun lirik örgüsüdür sessizlik. İlkel tapınımlar, totemler ve lirik ezgi bu ortamda yolun ilk taşlarını  döşedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Homurtularla ortaya çıkan gürültü patırtı, kötü ruhlu cinleri korkutup kovalamak için ilkel avcı toplumlarda, bireysel yabanıl/vahşi korku içgüdüsü devinimleriyle ortaya çıktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CS0CjktNI/AAAAAAAACVI/V6Ylnm0pCGg/s1600-h/Copy+of+CIMG1059.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CS0CjktNI/AAAAAAAACVI/V6Ylnm0pCGg/s200/Copy+of+CIMG1059.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431502573345748178" /&gt;&lt;/a&gt;Evrilmeler daha sonra şamanlar tarafından tasarım/kılgı eşliğinde kitleye yöneltildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uyumsuzluk dönemlerinde doğanın çıkardığı korkutucu sesler; açlıkta, kıtlıkta, av sırasında şamanlar tarafından yansılama/taklit üzerine kurulu törenler giderek bugün 'şeytan taşlama' boyutuna ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü av sırasında ortaya çıkan kitlesel etkiye dayalı, kitlesel güç ortaya çıktı. Kitleyi etkileyip yönetme gizi de bunun içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTgO92DrI/AAAAAAAACVY/ulmv6pevn-A/s1600-h/26.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 138px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTgO92DrI/AAAAAAAACVY/ulmv6pevn-A/s200/26.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431503332591406770" /&gt;&lt;/a&gt;Bireysel yaban korku, vahşi bireysellikten çıktı ve korku kitleselleşti ve kara şamanlar yönetiminde kitlesel av töre ve törenlerine dönüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Av iki yönlü işledi; a)kara şamana karşı olanların sindirilmesi için cin/cadı figürü ile tasarımlı av/kurban sürekleri, b)kitlenin doyurularak susturulması için ak şaman güdümünde şölenli av düzenekleri. Kara/şaman, ak/şaman ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir hasat için tarih öncesi ilkel avcı toplumlarda gürültü patırtı eşlikli kutsama törenleri ile ve görsel/işitsel efektlerle başlayan tekil ya çoğul devinimler, bugünkü din/felsefe okullarının temellerini oluşturdu. Sessizlik ve ses paradoksu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTzK29suI/AAAAAAAACVg/qLzxWby8L8s/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 148px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTzK29suI/AAAAAAAACVg/qLzxWby8L8s/s200/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431503657906320098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ses de sessizlik de iki ayrı yönde yol ayrımı gibi birer kutsama kutbuna dönüştüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa kutsanma/kutsama yolunu açan sessizlikti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat'ın geleceği var mı? Yazınsal metinlerle yakın ilişki, bugün düne oranla daha çetin bir rol veriyor edebiyatçıya. Düne göre neden bugün bu böyledir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa uyumu ile varoluşan, doğa uyumu ile barışık harmonideki sessizlikte bulabiliriz edebiyatı ve yazınsal metinleri çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizliğe dayalı içsellik evrilmesi ile varolan dinler/tapınımlar var. Bunlar bir yanda. Sese/söze, görselliğe dayalı dışsallık evrilmesi ile otorite/kuvvet ikilisine sığınan dinler/tapınımlar var. Edebiyat!&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTEl-FjiI/AAAAAAAACVQ/NAVOwz9nWaQ/s1600-h/18.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CTEl-FjiI/AAAAAAAACVQ/NAVOwz9nWaQ/s200/18.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431502857730100770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yol ayrımıdır bu evet. İçsellikle dışsallık ikilisi! &lt;br /&gt;Ak şaman, kara şaman!&lt;br /&gt;İçte olan doğa ile doğal uyumla atbaşı koşan edebiyat nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat yol ayrımındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dış dünyayı bir kılgı ve etkinlik, eylem  sahnesine dönüştürenlerle, sessizliğe dayalı içsellik evrilmesi bir yol ayrımındadır. Bir daha hiçbir zaman çakışamayacak olan ve edebiyatı da içine alan büyük fotoğrafta okunabilen bir yol ayrımı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2C4MFFWuRI/AAAAAAAACVw/7ZSM9d-WP2k/s1600-h/CIMG0102.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2C4MFFWuRI/AAAAAAAACVw/7ZSM9d-WP2k/s200/CIMG0102.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431543668271397138" /&gt;&lt;/a&gt;Edebiyatın yeraltına indiği bir dünyadır bu yol ayrımı. Sonuçlarıyla sessizliğe gömülen bir yol ayrımı evet. Orada sessizliği yitiren ve 'sözcüklerle kutsal özü ileten edebiyat nerede,' diyen Tanrının gazap içinde kükreyen çığlıklarını işiteceksiniz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 27 Ocak 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümü ve Kapadokya fotoğrafları/arşiv; Tekin Sonmez kamerasından, izin alınmadan kullanılamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-2396055424977137590?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2396055424977137590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2396055424977137590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2010/01/yaznsal-metinleredebiyat-sessizlik.html' title='Yazınsal metinler/edebiyat sessizlik ister, diye başlayan blog  yedi ayını doldurdu; Yedinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S2CP4Fe6W1I/AAAAAAAACUo/bTi-zLj_n2w/s72-c/Copy+of+CIMG0061.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-4785863713683610039</id><published>2010-01-10T11:49:00.000-08:00</published><updated>2010-01-10T14:48:40.288-08:00</updated><title type='text'>Mektup yazan insan  ve mektup; Altıncı yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0ov5l_OeMI/AAAAAAAAB74/TsSRdJztXBw/s1600-h/Copy+of+CIMG0284.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 229px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0ov5l_OeMI/AAAAAAAAB74/TsSRdJztXBw/s320/Copy+of+CIMG0284.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5425201367617534146" /&gt;&lt;/a&gt;Haydi bir mektup yazalım! Nasıl mı olsun? Yalın olsun! Akademik betimlemeler sonradan daha kolay gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimizden gelen ses olsun, ilkin yanımızda. İçimizden gelen bir ses ki, mektup yazmak için de aşk ve sevgi için de yeterlidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kağıt, zarf, pul orada dursunlar. İçimizden gelen sesi yanımıza alalım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kağıt, zarf, pul eski zamanlarda kaldı. Bir bilgisayar, içimizden gelen sesi alacak ve ona harflerle form verecek. Yeter mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle ise insanın kendi sesini duymasıdır ilkin mektup yazmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Akademik değil kolay/anlaşılır bir betimleme olsun burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi sesini sonsuz bir boşlukta eko yaparcasına, ard arda dalgalar gibi yankıların içinde duymak! Nasıl olur? Gökten yağan tanrısal bir sestir o hem de mektup yazan insanın içinde ki, çın çın çınlar bir yandan kayalara vuran rüzgar gibi. Yazan kişi mektupla özdeşleşebilir bu sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En gerçek sahneler böyle sıralarda, böyle içsel anlarda yazılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektup yazdığı sırada ağlayan insanlar gördünüz mü? Mektup yazdığı sırada içe dönerek ağlar belki, hiç gördünüz mü, mektup yazan elin titreyişini, açılıp kapanan dudakları gördünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi sesini, helezoni bir boşlukta duyan kişi nasıl mektup yazacaktır ki, bu da sorulmaya değer bir konudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mektup yazan bir insan, anlık durumu ile varoluşma gücünü de duyumsar. Ben buradayım! 'İşte buradayım,’ diyen bir ses! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim? Ben, sen, o olsun ne çıkar; ben burdayım diyen ses kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varoluşma sarmalında, varlık/yokluk sınırındadır da o kişi mektup yazdığı sırada. Hem anlık bir yaşamsal kesit içindedir hem de geleceğe doğru kafasıyla eğik durur o sırada. Yaşamsal kesit içinde ergime; oradan yazıya geçip yazılanla yaşama sürecidir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de öteki varolmayan süreçlerle sonsuza dek ilintilerle mektup yazmak ve siz hiç denediniz mi? Bir mektup nasıl yazılır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden yazılır? Düşündünüz mü? Birkaç satır yazıyorsunuz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İvedi bir haber ya kalkmakta olan bir uçağa ya bir trene yetişmek gibi.. zamana karşı bir yarış var. O gidecek! Yetişirseniz o tren, o uçak duracak ve siz.. hiç denediniz mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu da var ki, ses içten gelmiyorsa, gönül kırıktır, kalem ilerlemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi bir mektup yazalım! Var mısınız? Sen! O! İşte kağıt/kalem!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredesiniz? İşte bakın! Gördünüz mü? Bakın, ben buradayım...&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 10 Ocak 2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-4785863713683610039?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/4785863713683610039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/4785863713683610039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2010/01/haydi-bir-mektup-yazalm-nasl-olsun-yaln.html' title='Mektup yazan insan  ve mektup; Altıncı yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0ov5l_OeMI/AAAAAAAAB74/TsSRdJztXBw/s72-c/Copy+of+CIMG0284.JPG' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-4849967063895209024</id><published>2009-12-20T12:07:00.000-08:00</published><updated>2009-12-20T12:58:03.922-08:00</updated><title type='text'>Yazar, roman, yaşam üçgeni; Beşinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sy6LLRt06fI/AAAAAAAABno/LRstymrgGW8/s1600-h/Hindistan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sy6LLRt06fI/AAAAAAAABno/LRstymrgGW8/s400/Hindistan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417420427623721458" /&gt;&lt;/a&gt;Tekin SonMez BenAras adlı romanını yazdığı günler.. Hindistan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratı, yapıt ve yaşanan’ın içselliği dışsallığı, yazarın kendi yaratısına karşı 'ben'likten çıkıp bilinç, bilgi ile dışavurumcu 'öteki'liği elde etme uğraşısı, nicedir modern yazın dünyası için ilgi çeken konulardan birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern yazın dünyası, yaratı sırasında yazarın geride bıraktığı yaşanmış olan 'yitik zaman' ardındadır. Başkaları için de kendisi için de yaşanmamış gibi yaşanmış zamandışı bir zamandır yapıt!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü yapıt, yazarın içselliği’nden ötelenen yaşanmış olan yitik ve gizem dolu zaman’ın çocuğu’dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yitik zaman, yazar’ın çağ aidiyeti ve zamandaşlık bağıntısı olmakla birlikte yazar’ın kendiliği; zamandışı biricik bireyselliği de bulutsu ya da saydam bir görünürlük anlamında ele alınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar bir anlamda ötelediği; yetenek, bilgi birikimi ve becerisini, istençle öteki kıldığı yaşanmış olan yitik zaman ile birlikte yaratma süreci içindeki gizleri de birlikte götürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur için, yapıt’ın kapalı odaları, kilitli kapıları vardır ve anahtarlar gürleyip akan bir ırmağa atılmıştır. Anahtarları alıp giden ırmak, yaşanmış olan yitik zaman’dır. Uscu, bilimden yana modern yazın ve analitik eleştiri bu gizlerin peşindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan sonuç; çağ zamandaşlığı, artı doğal çevre, sosyal insan faktörü, artı kullanılan dil ve bu dilin yazarla içselliği ve yazarın öteki dillerle ilintisi ve tüm bunlara koşut yazım süreci ve yazım nesnesi olan şeylerin yazarda yarattığı ruhsal titreşimler ve bu süreçle oluşan çok özel biricik bireylik sınırlarıyla ötelenen yazarın dünyevi olan kendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Evi’nde bir ara çok karmaşık (kompleks) konaklayan yazar, zamanla ve nesnelerle içrek, yapıtla yaşayan, yok edilemez, silinemez bir ruh/özü, yapıtın içinde bırakıp yitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, yapıt/roman, yaşam üçgeni;yazar/yapıt arkaplanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye dönmeyecek olan insan/yazar, geride bıraktığı saklı zaman arasında yaşamaktadır. Artık ne tek başına bir yapıttır o, ne de tek başına bir yazar/insan’dır. Yazarın elinde saklı sözlere bürünen anlatıların yazınsal metinler olarak kitleselleşme isteği, yazarın altar egosundaki gizli biricik beklentisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil/uslama becerisi, yansı mahremiyeti; çevre, zaman/insan koşullarıyla örüşen/ayrışan, bireşen, örtüşen; tümleşen tekleşen rastlantıların diyalektik evreleriyle ortaya çıkan bir üründür yapıt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roman, deneme, şiir, öykü türlerindeki arka plan, her biri ayrı ve tek tek ve tümü birlikte; bu nedenle her yaratıcı için önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;Stockholm, 20 Aralık 2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-4849967063895209024?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/4849967063895209024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/4849967063895209024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2009/12/yazar-yapt-yasam-iliskisi-besinci-yaz.html' title='Yazar, roman, yaşam üçgeni; Beşinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sy6LLRt06fI/AAAAAAAABno/LRstymrgGW8/s72-c/Hindistan.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-2074182175670712643</id><published>2009-09-09T12:50:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T14:40:32.732-07:00</updated><title type='text'>BenAras, bilgelik ve ölüm; Dördüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SqgIBoIS5GI/AAAAAAAABFI/ZBZh-IbHsRY/s1600-h/%C3%A7i%C3%A7ekler.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SqgIBoIS5GI/AAAAAAAABFI/ZBZh-IbHsRY/s400/%C3%A7i%C3%A7ekler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379558578939159650" /&gt;&lt;/a&gt;Hindistan,1997, foto by,Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BenAras romanından dördüncü bir parça daha yayınlıyorum. Sırası geldikçe öykü türlerinden örnekler sunacak; yazım süreçlerinde yazar, yaşam, yapıt üçgeni arkaplan verilerine değineceğim. Burada sunulan da, bu romanın yazıldığı günlerde bu romanın yazarı tarafından çekilmiş fotoğraftır. Romanının taşıyıcı kişisi Karls Klark'ın bu kez romanın dördüncü bölümünde ortaya çıkan Peder Krishna ile karşılaşması betimleniyor. T.S.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koridordaki kapısının vurulduğunu ve kendisine seslendiklerini fark etti: “Mr Klark, evet!. Mr Klark..” günce taslakları, mektup eskizleriyle dolu yatağının üstünde, kendisine de kıvrılacak bir yer bulmuş ve uzanıvermişti. Uyuyakaldığını fark etti ve kalktı. Kapıyı açtı, Bibha kapının önünde duruyordu. Yaşadığı düşsel bir durumdu.. Bu sahneyi iki kez rüyasında görmüştü. Gözlerine inanamadı, oğuşturdu gözkapaklarını sertçe bir iki kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mr Klark bir Brahman, sizi aşağıda bekliyor. Başka bir isimle sordu sizi! Mr Carlos, dedi. Böyle birisi burada yok, dedik. Bunun üzerine sizi, panama fotörünüzü tarif etti. Bekliyor! Beklesin mi? Ne dememi isteyeceksiniz?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyvah, diye içinden geçirdi, uykulu gözleriyle Bibha’ya baktı, bakıştılar; bu gözlerde saflık içtenlik ve masumiyet vardı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hemen geliyorum Miss Bibha,” dedi, “lütfen beklesin!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koridordaki lavaboda yüzünü yıkadı, aynada kendisini süzdü. Panama fotörünü başına geçirdi ve çarıklarını eline alıp çıktı. İndi aşağıya. Bibha TV’nin karşısındaydı parmağıyla işaret etti, Bay Brahman’ın bulunduğu yönü kapıyı gösterdi. İşaret edilen yöne, dışarıya doğru davrandı, sundurmayı açıp çıktı, telaşlı telaşlı bakındı. Sabahleyin karşısına çıkan; daha doğrusu Ganj’da yüzen insan cesetleri hakkında bilgi veren Peder Krishna, yüzü ırmağa dönük duruyordu. Özür diledikten sonra, hemen konuya girdi: “İki gündür cereyan eden bir sempozyum; dünyanın pek çok ülkesinden gelenler var, bilim insanları, son gün; biraz gecikmeli başlayacak. İngiltere, Almanya, İsveç, Polonya, U.S.,” yüzünü ekşitti. “Yahudiler bile var. Sizi davet edebilirim Mr Klark” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırdı ve yanıt veremedi Karls Klark. Yoğun şok yaşıyordu.. Yanıt gecikince Peder Krishna birkaç söz ilave etme gereğini gördü. Kendi yurdundan gelmiş insanlara karşı özlem yansıyordu ses tonunda, ses tellerinde. Bu özlem, derinlerde kıpırdayan bir pişmanlık değilse bile duyarlılığı çehresine yansımıştı. Londra anılarıyla, anlaşılan Peder Krishna da bir bunalım geçirmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mr Carlos!” dedi yumuşak, orta yaşın üstünde inandırıcı ses tonuyla: “Benim Guru burada değil! Sizi onunla tanıştırma bir önermeydi sadece. Kaldı ki benim Guru meşgul bir insan. Ben şimdi sempozyumu size haber vermek için geldim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mr Carlos diye hitap edilince, Karls Klark Kumiko Guest House’un çıkış kapısına baktı. Fakat çabuk döndü. Söylenenleri işitenler olabilirmiş! Bu duurm Bay Shanti Ranjar Bayan Kumiko en önemlisi Bibha açısından derin bir güvensizlik yaratırmış!&lt;br /&gt;“Tamam Peder Krishna, buradan geçerken,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saat on yedide.. yakın bir yer sempozyum binası.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Brahman selamı verip iki merdiven inmişti. Karls Klark seslendi ardından. Son saniyede gelmişti usuna. “Peder Krishna, lütfen, bir dileğim var, sizin giyinmediğiniz bir yeldirme, turuncu renkli bir brahman pelerini, eski olabilir..”&lt;br /&gt;“Kaldığım ghat’a gidiyorum, gelirken alırım yanıma,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye döndü iki basamak yukarı çıktı: “Bir hata yaptım galiba! Sizi, Mr Carlos ismiyle tanımadılar. Eşkalinizi tarif ettim, umarım başınız ağrımayacaktır, hayır hayır, bana açıklama gerekmez..” Geri döndü, medivenlerde gözden kayboldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karls Klark ise kendisindeki bu hızlı değişim ritmine kendisi de şaştı. Düşünmesine ara vererek çevreye göz attı. Kendisini bütün hayatı boyunca bu kadar çevik bulmamıştı. İçinden geçirdi: Bir Brahman giyitine sarınıp oraya gideceğim! Karşılaşma olacaksa yüzümü perdelemek iyi fikir! Kimliğim anlaşılmayacak! Arapların içine karışmış İngiliz, Fransız, Rus dedektifleri gibi hissediyorum kendimi, diye mırıldandı. Don Carlos’un zinde, canlı yürüyüşünü anımsadı. Gösterdiği değişim hızıyla hoşnut, umulmadık bir tezlikle yerinde zıplayarak içeriye girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bibha’yı orada bıraktığı gibi buldu ve selam verip yukarıya tırmandı. Akşamki sempozyuma hazırlanacaktı şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hazırlık her şeyden önce kendisini kontrol altında tutma, hayatını gözden geçirme egzersizi olacaktı. Kimlik farklılığına, değişik isim kullanma saçmalığına son verme konusunda, kendisi için bir düşünme fırsatı olacakmış. Odasına çıktı. Tuhaf! Kapıyı açık bırakmış! İkircikli daldı içeriye. Karyolasının üstündeki kağıt tomarlarını topladı, boylu boyunca uzanıp, akşam üzerine kendisi için replikler, konuşma eskizleri, duruma göre davranış şekilleri tasarlamaya koyuldu. Renate’yi düşündü. Çok şaşırdı ve korktu! Peder Krishna’dan bu nedenle istemişmiş pelerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini çok eskiden işlenmiş bir cinayeti çözecek gönüllü bir dedektif gibi sahneye atılmış duyumsuyordu. O sırada tavandaki kalın kereste kolanlara, hatıllara bakarak hayal kuruyor; odasının yakınındaki merdivenden inen çıkan ayak seslerini dinliyor; kulağıan çarpan Japonca sözcükleri kulaklarından savuşturmaya çalışıyordu. Benaras’a ne zaman geldi, ne kadar zaman kalacak ne zaman ayrılacak, nereye gidecekti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Don Carlos’un sesini işitir gibi oldu; “savaşta yenilen SS üyeleri salt Arjantin, Peru, Bolivya, Şili ormanlarına kaçmadılar!” Zihnine yayılmış korku, titizlik, vesvese.. hezeyanlarla dolu hayatını düşünürken yorgunluk çöktü. Don Carlos’un sesi silindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-7-&lt;br /&gt;Bugün ikinci kez tatlı uykusundan uyandırılıyordu kapısı güm güm vurularak. Karls Klark’ın hayatında buna benzer bir ikinci olay cereyan etmemişmiş. Tatlı uyku bugün yasak bana! Diye mırıldandı. Değişim hızı buna denirdi işte! Daha düne kadar tatlı uyku, kim Karls Klark kim, diyordu. Uykusuzluk nöbetleri, öksürük hezeyanları, kanlı balgam edebiyatı unutulmuştu. Tatlı uyku, Benaras’a gelinceye dek hayal oyunu idi sadece. Şimdi ise aradan fazla bir zaman geçmemişken tatlı uyku yasak bana, diye söyleniyordu. Nerede bulunduğunu hatırlayamamıştı. Uyandı ve tavandaki mertekleri gördü. Kalın hatılları, balkona açık kapıdan akşamın kızıllıklarını gördü, hindistancevizi yağı kokularını aldı. Kapı bir iki kez daha vuruldu. Mr Klark! Mr Klark! Bibha’nın sesiydi! Yataktan fırladı ve sürgüsüz olan kapıyı, kendisinin de beklemediği bir çeviklikle açtı. Biraz da korkuyla karışık gülümseyen Bibha ile yüz yüze geldi. Dişilik kokusu burnunun ucunda uçuşuyordu. Bibha’yı gördü. Nerede bulunduğunu anımsadı. Çok hızlı bir düşünme performansı yakalamıştı bunca şok olaylardan sonra. Bibha’nın omuzlarından tutarak sarstı: “Kalbim duracak oldu korkudan,” dedi hızlı hızlı. Bay Shanti Ranjar’a, babanıza bir şey mi oldu? Elim bir kaza falan!.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hayır! Hayır,” diye söylendi Bibha nazlı nazlı, ürperti içinde kendini geriye çekmeye yeltendi. “Bir Brahman daha geldi, Mr Carlos’u sordu, sizi tarif etti. Ötekisi gibi şimdi, aşağıda,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karls Klark, kendisinden beklenmeyen ikinci bir şey daha yaptı. Bibha’nın omuzlarını sıkan ellerini oradan aldı ve çenesini hızla tuttu ve onu tez öptü.. Bibha’nın arkasından yuvarlanır gibi merdivenleri indi. Giriş holünde, kapıya yakın turuncu giysili, kafası jiletle kazınmış çömez brahman, oturduğu yerden kalktı ve biraz eğilerek Uzakdoğu selamı verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peder Krishna, sizi bekliyor Sir,” dedi. Beklemeden dışarıya çıkıp, durdu. Shanti Ranjar görünürde yoktu. Bayan Kumiko başka şeylerle meşgul oluyordu. Bibha şoktan henüz kurtulmamış olmalı ki inmemişti aşağıya. Çevreye hızla göz attı ve dışrıya çıktı. Peder Krishna elinde bir çıkın söylediği saatte gelmiş bekliyordu. Yanında turuncu giyinmiş genç çömezler vardı. Peder Krishna dedi ki:"Mr Carlos, urbalarınızı çıkarmanıza gerek yok, bakınız! Turuncu pelerini çıkardı omuzlarına koydu. “Bakınız,” dedi! Pelerin oldukça uzundu, hani uzun boylu Karls Klark için düşünülmüştü. Karls Klark’ın yorulmasını istemiyor gibiydi: “Şimdi, pelerini geri alıyorum. Normal bej kıyafetinizle geliniz. Sempozyum salonuna girerken elbiselerinizin üstüne burada olduğu gibi atarsınız” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brahman giyitini neden istediğini Karls Klark hatırlamaya çalıştı. Renate oradaysa tanınmak istemiyordu: “Peder Krishna,” dedi. “Yaptığım aptalca bir şakaydı. Beni ciddiye aldınız! Don Carlos gibi bilgelik kim ben kim, diyecekti, birden caydı bundan. “Zahmet verdim size!” dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Don Carlos değilim demeye karar vermişti. Fırsat kollayacak, etik olmayan şakasını açıklayacaktı. Peder Krishna önde o arkada Ganj boyu yürüdüler. Hemen biraz sonra ırmağa karşı yükselen kent surlarının arasına daldılar. Koridorlara benzeyen dolambaçlara girmeden Peder Krishna geriye döndü, arkadan geliyor mu, diye yolu kolaçan etti. Evet, gördü onu, ileride durdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ikisi yan yana yürüyebilirdi. Labirentlerde ağır ağır ilerliyorlardı. Karşıdan biri gelince geride kalıyor Peder Krishna, gelene yol veriyordu. Çömezler arkalarda kalmışlardı. Bir an yakınlaştılar. Peder Krishna: “Mr Carlos göç dediniz, neredendi? Nerede cereyan etmişti? Guatemala mı?” s. 180 - 184&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 'BenAras, Bilgelik Gizemi Hindistan,' Roman, Dördüncü Bölüm:BenAaras, Bilgelik ve Ölüm, s. 180 - 184, 3.basım, Nis Media Yay. İst. 2008, ilk basım mayıs 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-2074182175670712643?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2074182175670712643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2074182175670712643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2009/09/koridordaki-kapsnn-vuruldugunu-ve.html' title='BenAras, bilgelik ve ölüm; Dördüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SqgIBoIS5GI/AAAAAAAABFI/ZBZh-IbHsRY/s72-c/%C3%A7i%C3%A7ekler.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-2062220879136201412</id><published>2009-08-22T14:14:00.000-07:00</published><updated>2009-09-09T13:12:36.986-07:00</updated><title type='text'>İnsanları Seveceksin Karls Klark; Üçüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SpBhHQurJSI/AAAAAAAAAvM/nucfx-j010M/s1600-h/insanlar.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 303px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SpBhHQurJSI/AAAAAAAAAvM/nucfx-j010M/s400/insanlar.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372901132830713122" /&gt;&lt;/a&gt;Hindistan,1997, foto by,Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat ses istemez, diyerek BenAras romanından üçüncü bir parça daha yayınlıyorum. Yazınsal metinlerle yakın ilişki çetin bir yoldur. Kolay olmasa da, Türkçe okur/yazarlar için zorunlu yoldur. Bu nedenle sırası geldikçe öykü türlerinden örnekler sunacak, yazılım süreçlerinde yaşanan arkaplan verilerine değineceğim. Önceki fotoğraflar olduğu gibi burada sunulan da bu romanın yazıldığı günlerde, bu romanın yazarı tarafından çekilmiş fotoğraftır. Romanının taşıyıcı kişisi, Karls Klark bu kez yeni bir parça ile romanın taşıyıcı öteki temel kişisi Don Carlos Leo Wollf Berlocini'yi ilk karşılaştıkları günün akışı içinde tanıtıyor. T.S.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark, orada bunları zihninden çok hızlı geçirirken, konaklayacağı yer hakkında herhangi bir fikre sahip olmayışını hatırladı. Postacı Juhanna’nın koşturmaca telaşı sırasında, rehber kitaba şöyle bir göz attığı doğruydu. Fakat seyyahlığa çıkacağım diye kimselere verdiği söz yoktu. Bir düşünce yoksa, konaklama hakkında ön fikir talebi de olmayacaktı.. Buralarda takıldığı bir nokta görmeyince duruldu..Şimdi elindeki kitabın sayfalarını çeviriyordu yine de. Ciddiye almadığı Tourist Camp önerisiyle birlikte, New Delhi bölümünü buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İlk satırları okumamıştı ki, Ben Bond ile Juhanna arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri anımsadı. Tarih meraklısı Nathan Bey de canlandı zihninde. Gerçekte, Postacı Juhanna diye birisi yoktu belki de! Fakat tanış Ben Bond, pekala bu rolü, iyi bir makyajla oynayabilecekti! Hayır, kuşkulanmanın bu kadarı fazladır diye mırıldanarak rehberdeki New Delhi bölümüne döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yabancı gezgin ile kent merkezine birlikte gitme fikri fena değil, diye usundan geçirdi. Kalacakları yer, otel.. Yolları orada ayrılırmış! Ayrılsınmış! Ne çıkarmış bundan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kaldı ki, içinde bulunduğu anın nesnel gerçekliği, sahihliği konusunda da tam, güvenilir bir duyuma sahip değildi. Evet, henüz değilmiş! Gerçek sandığı yanılsama ile bir düş akıntısında sürüklenip gitmesi de pekala mümkünmüş! Eğer durum böyle ise, Berlin’e geri dönüş; buradan gideceği uğraklar, Karls Klark’ın iradesine göre düzenlenmeyecekmiş nasıl olsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Arada sırada kendi hayallerine bizzat el atsa egemen olsa bile, irade’nin anlamı yokmuş bu durumda! Pek sempatik bir çehreyle sokulup konuşan seyyah, tanış olsaymış fazla düşünmeyecekmiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bu seyyah muy bien, se, okay gibi bir şeyleri yeğin yeğin tekrarlarken, Karls Klark’ın, evet hayır no, yes türünden yanıtını beklemez görünerek, para bozdurulan yerlere koşmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Üstelik bu seyyah muy bien, se okay gibi bir şeyleri yeğin yeğin tekrarlarken, Karls Klark’ın, evet, hayır, no, yes türünden yanıtını beklemez görünerek, para bozdurulan yere koşmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nedir bu samimiyet, diye sordu kendisine. Sadık bir takipçi gibi ardına düşeceğini nasıl kestirmişti? Postacı Juhanna derken yeni bir Tanış daha! Kim gönderiyordu bu insanları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet, para bozdurup geri dönmüştü işte. Banknotlarını gizli yerdeki bez keseye yerleştirirken: “Estar listo, hazırım,” dedi “Torurist Camp’a şimdi gidebiliriz!” Kırk yıllık sırdaş sanki, gizli çıkınlarının Karls Klark tarafından görülmesinden korkmuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tanrı ve kendi adına, dürüst yorum yapması gerekiyormuş Kalrs Klrak’ın. Bu tebessümlerde sırnaşıklık yokmuş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çalımlı bir poz kesme değilmiş sabah sabah karşısına çıkan Seyyah’ın bu davranışları. Bununla birlikte, dayanılmaz gibidir bu durum, diye içinden geçirdi. İçten geçenlerin, dışa sızması bir mim, bit tik olarak yansıma olasılığından ürkmüş gibi, mırıldandı: Yabancı yerde, yabancı bir çevrede olmak sevinç veriyor kişinin yüreğine, ve korku; çevrenin yabancılığından geliyor olsa gerek, diye anlamsızmış gibi söylenirken, Seyyah’a baktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sırt çantası omuzlarında kolları boşlukta sarkıyordu: 'Yo Costamos!' dedi yerinde capcanlı devinirken:'Kısaca, Don Carlos diye seslenebileceksiniz, ya, lütfen! Aile içinde bana Carlos, hatta zaman zaman Cos, Cos diye seslenirlerdi. Kalabalık bir ailem vardı! İkinci ara kuşak İngiliz sayılırım. Baba Guatemala beyazlarından, anne, bir plato muhaciri neyse! Esta ingles, Ben İngilizim,' sürdürdü: 'Haklısınız sevinçliyim ya! Mucho gusto en conocorse! Tanıştığıma memnun oldum!” gıdıklanır gibiydi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Karls Klark 'Ben,' dedi utangaç, çekingen birkaç mim yaptı. 'Bütün gece istemeden rüya gördüm! Yadırgadığım hareketli bir sahnede tuhaf bir rol için hazırlıksız bir aktör gibiydim,' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sıcak iklim insanları için bir durum söz konusu burda” diyerek, diyalog kurmaya çalıştı Don Carlos, bir tahmin yaptı: 'Siz İskandinavya belki Doğu Avrupa’dan,' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Haklısınız, Mr Comos! Letonya, Estonya, Polonya, Rusya stepleri, İsveç. Nasıl anladınız? Tanıştık mıydı daha önce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eh! İsminizi söylerseniz, tanışacağız!'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben,' yineledi, 'evet, ben Karls Klark,' diyebildi sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Büyük uğultulu insan seli içinde çok hızlı bir tanışmaydı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Uçakta aynı sıradaydık, birkaç koltuk.. Fakat, Comos değil, Carlos! Sizi anlıyorum galiba biraz şakacısınız! Sanırım, Atinalı Aristophanes’in hicivli komedileri, Comos şarkıları.. Bu, size bir çağrışım verdi. Beni onlara benzettiniz. Dionysos bayramlarında halk çılgınca şarap içtikten sonra tuhaf giyitlerle sokaklarda dolaşır, dans eder ve Comos şarkıları söylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Comos şarkıları! İşitmemiştim,' diye söylendi Karls Klark.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her neyse farktmez!' diye yineledi. 'Carlos deyin bana, yeter! Baba ülkemden Carlos ismi bana heyecan verir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"El sıkıştılar! Yeni tanış Don Carlos: 'Sevinçliyim.. şundan sevinçliyim..' vurgulu vurgulu anlatmaya koyulurken ilerlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir yığın insan arasında kendilerine yol açmaya çalıştılar. Bu gürültüde don carlos un sesi de anlattıklaı da işitilmez oldu. Fazla uzun sürmdi bu. Gelen yolcular, yazılı ikinci kapının önünde, oynak kamera ekranında onları yeniden görüyoruz şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark arkada, sıcak, nemli bir esinti içinde çok renkli bir kalabalıkla yüz yüze çarpştılar bir an. Kalın bir urgan, orada bekleyenleri zapt etmek için çıkışa gerilerek köşelere bağlanmıştı. Karşılayanlar kabarıp dalgalanmaktaydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 'BenAras, Bilgelik Gizemi Hindistan,' Roman, Birinci Bölüm :' İnsanları Seveceksin Karls Klark,' s. 21-23, 3.basım, Nis Media Yay. İst. 2008, ilk basım mayıs 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-2062220879136201412?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2062220879136201412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2062220879136201412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2009/08/benarasda-insanlar-seveceksin-karls.html' title='İnsanları Seveceksin Karls Klark; Üçüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SpBhHQurJSI/AAAAAAAAAvM/nucfx-j010M/s72-c/insanlar.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-5392160978385374631</id><published>2009-08-17T14:42:00.001-07:00</published><updated>2009-08-22T14:42:46.811-07:00</updated><title type='text'>BenAras, dünyanın göbeğine yolculuk; İkinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SonPH4n4IqI/AAAAAAAAAtk/nsEnNDSYvPE/s1600-h/india.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 301px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SonPH4n4IqI/AAAAAAAAAtk/nsEnNDSYvPE/s400/india.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5371051764981703330" /&gt;&lt;/a&gt;Hindistan,1997, foto by,Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;Edebiyat sessizlik ister, diyerek BenAras romanından ikinci bir parça daha yayınlıyorum. Yazınsal metinlerle yakın ilişki çetin bir yoldur. Kolay olmasa da, Türkçe okur/yazarlar için zorunlu yoldur. Bu nedenle sırası geldikçe roman, deneme, öykü türlerinden örnekler sunacak, yazılım süreçlerinde yaşanan arkaplan verilerine değineceğim. İşte arkaplan; örneğin burada sunulan görsellikler, bu romanın yazıldığı günlerde, bu romanın yazarı tarafından çekilmiş fotoğraflardır. Sözü uzatıp sessizliği incitmek yok! Romanının taşıyıcı kişisi, bakın;işte Karls Klark, yeni bir parça ile bizleri de BenAras'a davet ediyor. T.S.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tren bileti satılan bir gişe önünde bulunduğunu gördü. Arkasında ucu bucağı kestirilemeyen bir sıra, sabırlı sabırlı beklemekteydi. Yanıt gelmeyince: What do you want, diye yinelediler..‘Ben mi,’ diyerek tuhaf bir şaşkınlık ünlemi verdi. Cam arkasında söylenenleri işitmekte zorluk çekiyordu. Paniğe kapıldı o sırada ve döndü, kendi kendisine sordu: ‘Why are you here?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bilet ve para sokuşturulan aşağıdaki oyukta kulağını tutarak, göz ucuyla arkada bekleyen insan dalgasını görüyor ve elinde olmadan heyecanlanıyordu. Sırada yığın yığın bekleyen insanlar, donakalan Karls Klark’a: ‘What do you want,’ diyorlardı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aslında Benaras Yolları’nda oluşunu unutmuş değildi. Fakat rüya ile gerçek arası içsel yolculuğun da zorlukları vardı. Sonuç olarak: ‘Neden buradayım’ derken, ölüme hazırlıksız yakalanmış bir ruh gibi hür duyumsuyordu kendisini! Bunun üzerine kendi kendisine sordu bir kez daha: ‘Why are you here?’Tren bileti satılan bir gişeye döndü; ‘Bana mı sordunuz,’ diye ekledi ardından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Başını yorgunca çeviren fakat gözlerini bilgisayarda bırakan biletçi M.Suresh Kumar: ‘Evet, size sormaktayım’ dedi, hafifçe homurdanarak. Gürleyip gelen jeneratör püskürtmeleriyle kentin soluk alıp verişi aralıksız işitiliyordu. Yineledi birkaç kez: ‘Niyetinizi tam açıklar mısınız’ dedi M.Suresh Kumar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark’ın günlerden beri bilet için sıraya girdiğini ve beklediğini bilmiyordu. Bu nedenle homurdanmış olabilirdi.. ‘Sir’ dedi, ‘Benaras’a tren bileti, Varanasi.. evet.. Varanasi..’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Buraya Benaras yazmışsınız! Dünyanın göbeği Benaras’a hiçbir zaman hiçbir tren gitmez! Oraya yürüyerek gidilir! Bunu size söylemediler mi?’ dedi homurdanarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunu algılamıştı Karls Klark. Fakat beynine mıhlanıp kalan Benaras’ı söküp atamıyordu kafasından. Delikten geri itelenen kağıttaki Benaras ismine tıpkı Don Carlos gibi çok hızlı bir çizik attı. Varanasi adını yazıp geri iletti bunu. M. Suresh Kumar, değişik yolları deneyerek, geçişleri konaklayışları ile bir gün bir gece bir yerde bekleyerek devam edilen öteki seçenekleri, başını kaldırmadan, yüzüne bir kez bile bakmadan bıkkınlıkla sıraladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark, ardında sabırla bekleyen uzun sıraya bir göz attıktan sonra kulağını camdaki deliğe yapıştırdı. Anlıyordu; sunulan biletlere göre yedek olacakmış. Bilet satın aldığına göre, ne demekmiş, yedek, diye sordu. Yatıp uyuma, oturma açısından yedekmiş. Trene binebilecek, fakat şöyle ki kaç gün kaç gece gideceğini bilmediği bir yolda, oturma yeri olamayacakmış! Böyle küçük bir zorluğu aşacak güçteydi artık. Başka bir gün kendisini yine bilet gişesinin önünde buldu. Çünkü kendisine verilen yeni seçeneklerde, kestirmeden ve kolay, aktarmasız, dosdoğru yollar olduğu söyleniyordu. Dolambaçlı yollardan geçerek onu Benaras’a ulaştıracak biletlerle eskileri değiştirme olanağı onu itmişti oraya! Olayın cereyan ediş tarzı doğaldı. Oturma ve yatma yeri olmadan sahip olduğu biletin aslında ne olup ne olmadığını eni konu kavramış olmasına karşın, fakat yine de merak ediyordu. Karls Klark o gün yedek sırasının nerede olduğunu araştırmak üzere istasyona gitti. Bayan Rosamma danışma gişesinde bulunuyordu. Tanrının iyiliğine bakın ki: ‘Oy! Oy’ dedi, Rosamma; ‘bütün Hindistan’ı dolaştıktan sonra mı gideceksiniz Varanasi’ye?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bunun üzerine Karls Klark, yer yer kirlenmiş panamasını terli başından çıkarıp ellerine aldı. Her sabah jiletle sinekkaydı traş alışkanlığıyla, kazınmış saçsız başını şefkatle okşayarak terini sildi, durup dururken bakıştılar. Rosamma ile olan bakışlarda öyle mahzunluk yardım dilenme falan yoktu. Ciddi, sert erkek bakışları vardı. Yedeklik sırasında Rosamma’ya göre herhangi bir gelişme görülmüyordu. Olacak gibi de değildi. Fakat bir çözüm de varmış bununla birlikte, en iyisiymiş üstelik. Kalrs Klark Hindistan yurtttaşı olmadığını kanıtlayacak bir pasaporta sahipse, pasaport numarasını da form kağıdının üstüne yazarsa bu kez kendisine kota adı verilen olanakla oturma, hatta uzanma, kuşetli numarası da hemen, o anda verilebilirmiş! Yabancılar için hiç zor değilmiş bu durum. Hindistan yurttaşı olmadığını kanıtlayacak yabancı pasaportuna pekâla sahipmiş! Fakat Karls Klark bir hindu imajı ile yaşıyormuş bir süredir demek ki. Kendisinin bir hindu yurttaşı gibi algılanması üzerine şaşkınlıkla derin hülyalara dalıverdi yine. Bereket bu sırada Rosamma, özel kırmızı bir gününde değilmiş. Renksiz gününde olduğu için agresif değilmiş. Sormuş; ne diyormuş bakalım yabancı hindistani seyyah bu son duruma? Rosamma sordu, sevecenlikle baktı! Sonunda daha fazla dayanamadı. Camın ötesinden işmarlar göndermeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Şurayı geçip, içeriye benim yanıma geliniz’ dedi. Karls Klark, işte yine bir bayan, diye mırıldanarak söyleneneni yaptı; sağa sola açılan labirentleri ard arda gezinerek, Rosamma’nın iş yaptığı bölmeye girdi. Rosamma’nın eğildiği kompütere baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rosamma’nın beklentisiz nazik tutumu, Karls Klark’ı yeni bir rüya dünyasına itmek üzereydi. Bu güzelliğe söylenecek söz yoktu! Ebruli çiçeklerle bezeli bir saree, boylu ve dolgunca bir beden.. Bilgisayar önünde kadınsı kıpırdayışlar, mırıltılarla nazlı nazlı verilen bilgiler.. ‘Neden bu dolambaçlı yolu seçtiniz,’ diye sordu. İkinci kez göz göze geldiler. Bir elektrik çakışması oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ben seçmedim,’ dedi Kalrs Klark, ‘Sahip Kompüter seçti!’&lt;br /&gt;Fazla beklemedi Rosamma, yeni bir plan çıkardı; en kestirme yolu hem de en ucuzundan, zahmetsizce gidebilirmiş.. Rosamma güzel ve hoş olduğu kadar zeki bir kadındı, yardım konusunda cömertti üstelik, zamanı esirgemiyordu. Üç yeni başvuru formu ile üç yeni yolculuk projesi; tren nosu, tarih, istasyon ismi, pasaport nosu falan, eklendi ve ilerideki gişelerden birisine buyur edildi Karls Klark. Durumun böylesine hafiflemesi şaşaırttı onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark yük vagonları gibi işleyebilir olaylara Berlin’den atıldıktan sonra alışmıştı. Hatta düşkırıklığı verdi Rosamma’nın hızlı çözümü! Yedinci ya da sekizinci gişeler onun için servis yapabilirmiş bunu da öğrendi. Mahşersi kalabalığın arasından geçerek koştu. Gişelerin birisinin arkasında M.Suresh Kumar el ediyor; ‘ne oldu,’ diyordu. Eski biletlerle yeni yazılmış formlar, kaderin öreceği ağı beklemek üzere M.Suresh Kumar’a uzandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir mucize daha oldu! Bay Wilson Yesudas camın arkasından gizli bir santrafor gibi uzanıp hamle yaptı. Eski biletlerle yeni yazılmış formları, ardından bir parmak darbesi ile önüne düşürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bireyci bir tarzla kendisiyle paslaşarak, kağıtları masanın üstüne koydu Wilson Yesudas, bilgisayara, eski konusuna döndü. Biletlerini ve formlarını elden kaçıran Karls Klark, M Suresh Kumar’a doğru sonuçsuz hamleler yaparken, Wilson Yesudas; ‘bekleyin’ dedi ‘biraz işim var.’ Uzun sakallı, bıyıklı ve sert bakışlı Wilson Yesudas bir süre eski işlerine takıldı kaldı. Karls Klark’ı unuttu. Rosamma’nın güzel parmaklarıyla doldurulmuş yeni formlar, Wilson Yesudas’ın önünde duruyordu. Epeyce sonra: ‘Niyetinizi tam açıklar mısınız,’ dedi. Evet iyi huylu yaklaşımlar; yardımlaşma ve başa dönme zorluğu.. Karls Klark istemeden zaman tüneline girmiş oradan çıkamıyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Niyetim orada yazılıdır, Sir’ deyiverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Formlar ve eski biletler Wilson Yesudas’ın elindeydi. Bu davranışını daha sonra etik açıdan düşünecekti. ‘Formda yazılıdır,’ sözü ile tartışmayı kesmişti. Fakat Wilson Yesudas’ı, kağıtlardaki bilgi bulamacına, bilmecelere benzer dolambaçlara yöneltmişti. Neden böyle yapmıştı? Ateşi mi vardı, yorgun muydu? Bilge sakalını kendisine huzurla yakıştıran Yesudas’ı formların derin kuyusundaki labirentlere neden itmişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yanıt veremiyordu Karls Klark kendi kendisine. Sonunda Bay Wilson Yesudas yorgun bakışlarını gizlemeden, bilgisayardan çıkarak Karls Klark’a yöneldi. Ardından Bay M. Suresh Kumar yaklaştı. Gişeler çözümsüz denklem sonucu kilitlenmişti. Öteden Rosamma koştu, şöyle ki saree’sinin omuzundan kaymasına ve güzel göbeğinin açılmasına aldırmayarak oraya geldi. Ardından öteki görevliler sökün ettiler. Cam fanusun, Çin Seddi arkasındaki bilgisayar merkezinde uğultulu fokurtular yükseliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kompüterlere aynı anda dalış ve çıkış süredurdu. Kesişme yerleri, aktarma istasyonları, bağlantılar, ranzalar numaralarıyla bulunup çıkarıldı. Böyle bir ruh ve beden değiş tokuşuna benzer uğraşıdan sonra gerçekleşmiş olan durumda bir sır vardı. Wilson Yesudas yorgun bakışlarıyla bilgisayardan çıkarak dedi ki: ‘Mr Klark, bu ülkede her şey kolay, bilgelik zor! Yolunuz açık olsun!’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Benaras yolları, işte böyle açıldı Karls Klark’a, evet! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzayan bekleme sırasındaki insanların ayaklarının şiştiğini hiçbir görevli umursamadı. Çünkü günlerdir orada saatlerce ayakta bekleyen Karls Klark’ın da ayaklarında yaralar açılmıştı. Don Carlos’un verdiği çarıklar kırmızı renkteydi. Kan sızıntılarına kara ve sivri sineklerin tünemesi departmanda çalışanların güzel huzurlarını kaçırmaya başlamıştı. Ortada rüya falan da yoktu. Fakat bu nesnel hayat deneyimi ile elde edilen tren biletleri sonrası, tuhaf başka bir şey oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu kez Karls Klark Benaras’ta yaşıyormuşcasına değişik rüyaların içine düştü. Bunlardan birisinde Benaras’a varmıştı güya. Kocaman bir sandalla Ganj sularını bir uçtan öteye doğru kürekle çekmekteydi. Ganj, kaç yüzyıldan bu yana, güya bu sahne özlemiyle yanıp kavrulduğunu belli ederken, güneş doğuyordu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu seyirlik sahnede, bunları temaşa etmekteydi Karls Klark. Turuncu bir portakal gibiydi güneş! Bu ışıltı, doğu yönünden, ırmağı batı yakasına doğru çekip uzatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sur benzeri sıralanan konutların üstüne, sonsuzluk duygusu gibi halis altundan bir varak rengi örtüyordu güneş. Ölüm ve ölümsüzlük halini çok derin bir mercekten, Karls Klark ilk kez orada, derin bir şaşkınlıkla seyretti nedense! Ganj’ın derin sularında, sabahın altun ışıklarını gönül huzuru ve sefa içinde kürek kürek bir uçtan öteye yorulmadan taşıdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne olursa olsun, Benaras’da anlık/sürekli bir Benaras yaratma düşü, zor değildi onun için. Ganj, akarsu olmaktan çıkmış altun potasına dçnüşmüştü. Kesik rüyalardan uyandığı anlarda sonsuza gitmekte olan trenin, demir parmaklıklı bir vagonunun en üst ranzalarından birisinde Karls Klark kendisini görmekteydi sık sık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sürecek...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 'BenAras, Bilgelik Gizemi Hindistan,' Roman, Bölüm Üç:'Dolunayda Aynalardan İbaret Kum Yolu,' s. 131-134, 3.basım, Nis Media Yay. İst. 2008, ilk basım mayıs 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-5392160978385374631?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/5392160978385374631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/5392160978385374631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2009/08/tren-bileti-satlan-bir-gise-onunde.html' title='BenAras, dünyanın göbeğine yolculuk; İkinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SonPH4n4IqI/AAAAAAAAAtk/nsEnNDSYvPE/s72-c/india.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1242802905743711377.post-2111883702459250795</id><published>2009-08-11T02:48:00.001-07:00</published><updated>2009-08-22T14:43:39.422-07:00</updated><title type='text'>Edebiyat, yazınsal metin sessizlik ister ve Bilgelik Gizemi Benaras;  İlk yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SoK6oLgo_PI/AAAAAAAAAsQ/9HX0I1lGWhk/s1600-h/Benaras+600.png"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SoK6oLgo_PI/AAAAAAAAAsQ/9HX0I1lGWhk/s400/Benaras+600.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369058905226280178" /&gt;&lt;/a&gt;Hindistan,1997, foto by,Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;Edebiyat, yazınsal metin sessizlik ister, üstbaşlığı var yukarıda. Bu başlık konusunda fazladan bir açıklama gerekmiyor. Tekin SonMez'in 'BenAras' adlı romanından bu parçayı sessizlik içinde sunuyorum. Bu blog çok uzaklardan sizlere yaklaşmak, sessizliğin sesi ile varlığını sizlere duyurmak için, konumundan ötürü belki de hep sessizlik isteyecek. Sessizliğin sesi ile sevgi, içtenlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Karls Klark Madurai’de ne kadar zaman eyleşti? Bunu kendisi de hatırlayamıyordu kesinlikle. Odasına açılan mini balkona çıktı, çevrenin gürleyip duran hayat ritmine göz atarken dalıp gitti. Şurası tartışmasız sahihti, Madurai’den sık sık yollara düştü. Sırt çantası ile yorgun adımlar eşliğinde Karls Klark’ı, Benaras Yolları'nda gördü.. Altı katlı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Alavai Hotel&lt;/span&gt; binasının en üst yüzeyine, bir teras gibi dümdüz ve bomboş, terkedilmiş doruğuna tırmandı arada bir. Buradan kentin sağlıklı bir nabbız gibi vurup duran halini seyre daldı ve kendisini, ıpıslak terli giyitlerle yollarda gördü yine.. Ateşlerle yanan bedenine sığınmış zihinsel dünyasında sırtüstü dinlenirken, kendisini Benaras’a giden bir tren ranzasında yüzüstü uzanmış, sayıklama içinde horul horul uyurken yakaladı.. Zihinsel dünyasına sığınmış ateşler içinde yanan bedeniyle, kimileyin tren düdükleri arasında kurulmuş bir hamakta uyuduğunu sandı.. En üst ranzada evet, sırt çantasını başının altına yastık yapıp uzanmıştı ve rüyalar arasında gidip geliyordu böyle anlarda.. Karls Klark’ın, binmeyi başardığı tren dünyanın göbeği olan Benaras’a bir türlü ulaşamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ardı arkası kesilmeyen konaklama bekleme sıralarında aşağıya iniyor, istasyonların kadim taşları üzerinde voltalar atarak sadece anlık kesitle bulunduğu yeri değil, bütün Hindistan’ı arşınlaya arşınlaya seyrediyordu oradan. Hatta bu konaklayış yerleri şenliğe dönüşüyordu sık sık. Şöyle ki trenden aşağıya taşınan sepetler, torbalar, çantalar biraz ötede açılıyor ve günlerce kapalı demir kepenkler arkasında kilitli kalmış yolcular piknik yapma zevkini neşeyle yaşıyorlardı. İstayonlardaki tek tük ağaç altları saree giyimli bayanların yeğlediği, oturup dinlenerek tren hareketlerini bekledikleri yerlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Yeğin el&lt;/span&gt;’li, güzel; gözalıcı renklerle donanmış saree giyimli bayanlar, ağır, değirmi kalçalarını bu tür konaklama ile toprağa huzurla bırakıp haldır haldır çalışmaya başlıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Açılan çantalardan, günlece önce hazırlanmış, binbir özenle paket yapılmış nefis kızartmalar, iştah açıcı kokular, geleneksel safran ve baharatların tarçın kokulu olanları, efsunlu tılsımlarla sarmalanmış acılı yiyecekler, hızla açılıp; göbeklerini kaşımaktan yorulmuş ciddi bakışlı, somurtkan erkeklerin önüne sürülüyordu nazlı nazlı. Bu anlarda, örüklü saçlarından omuzlara kaymış ince ipeklerden saree’ler, kınalı parmakların işvesiyle baş üstüne çekilip bırakılıyordu. Boyunlarını yanlara, ceylanlar gibi bir edayla savura savura, yaylandıra yaylandıra kıpırdatan bu karılar, eşler, anneler, ablalar; özellikle erkeklerin gözlerinde bir dirhem mutluluk ışıklarını araştırırken, Karls Klark’ın volta atan yalnız varlığını görmüyor, dönüp ona bakmıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SoK8UNJmNRI/AAAAAAAAAsY/qql6-jE_uq0/s1600-h/Ben+1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SoK8UNJmNRI/AAAAAAAAAsY/qql6-jE_uq0/s200/Ben+1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369060761092371730" /&gt;&lt;/a&gt;Önlerine getirilen yemekleri sağ elleriyle avuçlayıp ağızlarına taşıyan çatık kaşlı, ciddi yüzlü kocalar o sırada trenden işitilecek bir kampana ya da haber düdüğüne olasıdır ki çığlıklara kulak vermiş olduklarından, kadınların nazlı nazlı gerdan kırmalarının ayırdına varmaktan uzak başka bir dünyada yaşıyorlardı.. Çünkü tren birkaç kez iç çeker gibi oflayıp poflayarak düdük öttürdükten sonra, ağır aksak vagonlarını toplayıp gitmekteydi. Bu nostaljik bekleyiş ve konaklayış anlarında, Karls Klark’ın elinde olmayan bir idefiks, fikri sabit &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bir takıntı&lt;/span&gt; biteviye tek noktayı anımsatıyor ve bu bir tümceye dönüşüyordu: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bütün yollar Benaras’dan geçer mi? &lt;/span&gt;bu konuda kendisine yanıt verecek kimse yoktu açıkcası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu bekleme sıralarında istasyonların taşlarını, ayakaltında gıcırdayan kumlu zemini arşınlıyor, döneceği an çevreyi kolaçan ediyor ve sendeleyerek adımlarını sürdürüyordu yine. Kimileyin yarım ayak boyu yer değiştirmemiş olan duruşu ile içindeki düşsel hülyalarda yaşıyor, fakat o anlarda ıpıslak terli urbalarıyla yollarda buluyordu kendisini yine. Kimileyin geniş açılarla voltalarını atıyor ve bunlar sonsuza uzasın istiyordu sevinçle. Oysa trenlerin de öten düdükleri vardı! Hemen oralarda eski masallardan kaçırılmış dökme pirinç çan sesleri, kondüktörlerin keskin soluklu düdüklerinden fışkıran tükürüklü çınlayışlarla birlikte; yeşil, kırmızı ışıklar çakıştıran beli bükük güngörmüş makasçıların fenerleri, tren ağır katarlarını çekip gitmeden önce zuhur edecekti. Vagonların pencereleri demir parmaklıklı olduğu için, hareket anında bu pencerelerden içeriye girme şansı yoktu. Tren hareket eder etmez, kapıların demir parmaklıkları da konduktörler tarafından taşınan şangırtılı anahtarla kilitleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir gün, Benaras yollarının uzunluğunu umursamaz oldu. Ardı arkası kesilmeyen rüyaların kimisinde, kendisini bilet sırası beklerken istasyonlarda buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Felsefi içerikle dolu yeniden tasarımların doruk noktalarıydı sırada bilet almak için beklediği süreler. Bu sezgi zenginliğiyle bezeli bekleyiş anlarında, ünlü &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Benaras Mektupları&lt;/span&gt;’nı yazardı. Kafasını, zihnini bu işle görevlendirirdi. Tanış Ben Bond’a gerçi kesin söz vermemişti yazma konusunda fakat Hindistan pulu ile yola çıkacak birkaç satırcık cafcaflı söz içeren mektuplar, Ben Bond’u mutlu edebilirdi. Üstelik yorumlar içeren betimlemeler yerine, kendi içindeki Benaras’ı, kendisi için bir ucundan tasvir etmeye koyulabilirdi zevkle. Bilet beklemenin zevkle uzadığı bir anda, o güne dek usuna gelmeyen bir şeyin ucun ucun kafasında kıpırdayışını sezdi. Kaç çeşit Benaras var? Diye sordu kendisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böyle tuhaf hülyalara dalıp kendini unutuyordu bekleme sıralarında. Kurgulara fazla yer vermeden, her şeyi oluruna bırakıyor, doğaçtan gerçeğin özüne sokulmaya gayret ediyor, zorlamanın yararsızlığını bilerek, orada yere çakılmış gibi sabit durarak hiç ileri gitmediğini sandığı halde, apansızın kendisini bilet satılan gişenin önünde buluyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sürecek...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 'BenAras, Bilgelik Gizemi Hindistan,' Roman, Bölüm Üç:'Dolunayda Aynalardan İbaret Kum Yolu,' s. 122-124, 3.basım, Nis Media Yay. İst. 2008, ilk basım mayıs 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1242802905743711377-2111883702459250795?l=edebiyattekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2111883702459250795'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1242802905743711377/posts/default/2111883702459250795'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/2009/08/tekin-sonmezden-yeni-bir-blog-edebiyat.html' title='Edebiyat, yazınsal metin sessizlik ister ve Bilgelik Gizemi Benaras;  İlk yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SoK6oLgo_PI/AAAAAAAAAsQ/9HX0I1lGWhk/s72-c/Benaras+600.png' height='72' width='72'/></entry></feed>
